Cansu
Yeni Üye
DEHB Testi Nedir? Bir Test Sonucundan Çok Daha Fazlasını Anlatan Hikâye
DEHB Testi Nedir? Bir Test Sonucunun Peşinden Giden Üç Kişinin Hikâyesi
Geçenlerde bir forumda birinin şu cümlesine denk geldim:
“Ben tembel değilim, bunu biliyorum. Ama neden yapmak istediğim şeyleri yapmakta bu kadar zorlanıyorum?”
Bu cümle nedense uzun süre aklımda kaldı. Çünkü DEHB, yani Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu hakkında konuşurken çoğu zaman birkaç kelimeye sıkışıyoruz: dikkat dağınıklığı, unutkanlık, hiperaktivite, erteleme…
Oysa gerçek hayat, bir belirti listesinden çok daha karmaşık.
Bu yüzden size burada bir “DEHB testi sonucu” hikâyesi anlatmak istiyorum. Karakterler tamamen kurgusal; fakat yaşadıkları sorular, DEHB değerlendirmesinde kullanılan güncel klinik yaklaşımlardan ve güvenilir kaynaklarda anlatılan bilgilerden esinleniyor.
Hikâyenin sonunda belki siz de kendi hayatınızdan bir sahneyi hatırlarsınız.
1. Bölüm: “Benim Sorunum Dikkatim mi, Yoksa Başka Bir Şey mi?”
Mert 34 yaşındaydı.
Bir yazılım şirketinde proje yöneticisi olarak çalışıyordu. İşinde başarısız değildi. Hatta kriz çıktığında herkes ilk olarak ona dönüyordu.
Bir gün ekip arkadaşlarından biri, teslim tarihine iki gün kala önemli bir dosyanın hâlâ tamamlanmadığını söyledi.
Mert bilgisayarın başına geçti.
“Tamam,” dedi. “Önce işi parçalara bölelim.”
On dakika içinde görevleri listeledi.
Yarım saat sonra kimin ne yapacağını belirledi.
Bir saat içinde bütün proje yeniden planlanmıştı.
Sorun çözüldü.
Fakat aynı Mert, üç hafta önce kendi kredi kartı son ödeme tarihini kaçırmıştı. Geçen ay arkadaşının doğum gününü unutmuştu. Evde alışveriş listesini hazırlarken telefonuna bakmış, telefonda bir bildirim görmüş, bildirimin ardından başka bir uygulamaya geçmiş ve yirmi dakika sonra neden telefonu eline aldığını unutmuştu.
Bunları anlatırken güldü.
“Garip olan şu,” dedi. “Başkalarının krizlerini çözebiliyorum ama kendi hayatımın basit işlerini bazen başlatamıyorum.”
Yanında oturan Derya ona baktı.
Derya, Mert'in üniversiteden arkadaşıydı ve psikoloji alanında çalışıyordu. Mert'in anlattıklarını hemen “DEHB'sin” diye yorumlamadı.
“Bunu ne zamandır yaşıyorsun?” diye sordu.
Mert düşündü.
“Çocukluğumdan beri galiba.”
Sonra bir an sustu.
“İlkokulda öğretmenim anneme ‘Çok zeki ama dalgın’ demiş.”
Derya'nın yüzündeki ifade değişti.
“İşte bu kısmı önemli.”
2. Bölüm: İnternetteki Test ve Büyük Yanlış Anlama
O akşam Mert internette “DEHB testi” diye arama yaptı.
Karşısına çeşitli testler çıktı.
Sorular birbirine benziyordu:
“Görevleri tamamlamakta zorlanıyor musunuz?”
“Eşyalarınızı sık sık kaybediyor musunuz?”
“Uzun süre oturmanız gerektiğinde huzursuz oluyor musunuz?”
“Randevuları veya sorumlulukları unutuyor musunuz?”
Mert birçok soruya “sık sık” cevabını verdi.
Sonuç ekranında ise DEHB olasılığının yüksek olduğu yazıyordu.
Mert ekran görüntüsünü Derya'ya gönderdi.
“Demek ki bende DEHB varmış.”
Derya cevap verdi:
“Hayır. Bu, DEHB açısından değerlendirilmen gerektiğini düşündürebilir. Aynı şey değil.”
Bu ayrım çok önemli.
DEHB testleri olarak internette gördüğümüz araçların önemli bir bölümü aslında tarama ölçeğidir. Özellikle yetişkinlerde kullanılan ASRS gibi araçlar, belirli belirtilerin ne sıklıkta yaşandığını değerlendirmeye yardımcı olur. Dünya Sağlık Örgütü ile geliştirilen Adult ADHD Self-Report Scale (ASRS), yetişkinlerde DEHB belirtilerini taramak amacıyla kullanılan bilinen araçlardan biridir. Ancak taramada olumlu sonuç alınması tek başına DEHB tanısı anlamına gelmez.
Mert'in kafası karıştı.
“Peki test ne işe yarıyor?”
“Bir kapı açıyor,” dedi Derya. “Ama kapının arkasında ne olduğunu doktor değerlendiriyor.”
3. Bölüm: DEHB Testinde Asıl Bakılan Şey Ne?
Ertesi hafta Mert bir psikiyatri uzmanından randevu aldı.
Görüşmede beklediği gibi yalnızca “kaç tane belirti var?” sorusu sorulmadı.
Çocukluğu konuşuldu.
Okul yılları konuşuldu.
İş hayatı konuşuldu.
Ev hayatı konuşuldu.
İlişkileri konuşuldu.
Bir şey daha özellikle soruldu:
“Bu durum günlük hayatınızı ne ölçüde etkiliyor?”
Çünkü DEHB değerlendirmesinde yalnızca belirtilerin varlığı değil, bunların kişinin yaşamındaki işlevselliği nasıl etkilediği de önemlidir. Ayrıca belirtilerin çocukluk dönemine uzanan bir geçmişinin bulunması ve başka durumlarla daha iyi açıklanıp açıklanmadığının değerlendirilmesi gerekir. NICE'ın DEHB kılavuzu da yetişkin değerlendirmesinde çocukluk dönemindeki belirtilerin, devamlılığın ve işlevsel etkilerin dikkate alınmasını vurgular.
Mert burada şaşırdı.
Çünkü internetteki test birkaç dakikada bitmişti.
Klinik değerlendirme ise geçmişine dönmesini gerektiriyordu.
“Ben bunu hep kişiliğim sanmıştım,” dedi.
Doktor cevap vermeden önce kısa bir not aldı.
“Bazen insanlar yıllarca yaşadıkları güçlükleri kişilik özelliği olarak yorumlayabiliyor.”
Mert başını salladı.
“Unutkanım.”
“Dağınığım.”
“Erteleyen biriyim.”
“Disiplinsizim.”
Bu kelimelerin her biri yıllar içinde insanın kendisi hakkında oluşturduğu bir hikâyeye dönüşebiliyordu.
4. Bölüm: Derya'nın Fark Ettiği Başka Bir Şey
Mert'in değerlendirme süreci devam ederken Derya da ona başka bir soru sordu:
“Sen hep aynı şekilde mi davranıyorsun?”
“Ne demek istiyorsun?”
“Mesela gerçekten ilgini çeken bir şey olduğunda?”
Mert güldü.
“Bazen sekiz saat kalkmadan çalışıyorum.”
“Peki sıkıcı ama önemli bir işi yapman gerektiğinde?”
“İki saat boyunca başlamaya çalışıyorum.”
Bu noktada Derya önemli bir ayrıntıyı fark etti.
Mesele basitçe “dikkat edememek” olmayabilirdi.
Dikkatin yönlendirilmesi, sürdürülmesi ve görevler arasında geçiş yapılmasıyla ilgili güçlükler farklı biçimlerde ortaya çıkabiliyordu.
Üstelik hiperaktivite de herkes için aynı görünmüyordu.
Bazı insanlarda belirgin hareketlilik olabilirken bazı yetişkinlerde daha çok içsel huzursuzluk, sabırsızlık veya sürekli bir şey yapma ihtiyacı şeklinde yaşanabiliyordu.
Bu nedenle “Ben yerimde oturabiliyorum, o zaman DEHB olamam” şeklindeki düşünce de her zaman doğru bir çıkarım değildir.
5. Bölüm: Peki Kadınlarda Neden Farklı Görünebilir?
Mert'in hikâyesini dinleyen bir başka kişi de Elif'ti.
Elif, Mert'in kız kardeşiydi.
Bir akşam üçü aynı masada oturuyordu.
Elif konuşulan konuya farklı bir açıdan yaklaştı.
“Ben de çocukken sürekli dalgındım.”
Mert şaşırdı.
“Sen mi?”
“Elbette.”
Elif gülümsedi.
“Ama senin kadar görünür değildi.”
Mert sustu.
Elif'in okul hayatında öğretmenler onun için genellikle “sorumluluk sahibi”, “uyumlu” ve “sessiz” demişti. Buna rağmen ödevleri son dakikada tamamlıyor, eşyalarını sık sık kaybediyor ve uzun talimatları takip etmekte zorlanıyordu.
Ancak akademik başarısı tamamen çökmemişti.
Çünkü son gece yoğunlaşabiliyor, ailesinin beklentilerini karşılayabilmek için çok fazla enerji harcıyor ve çevresindeki insanların ihtiyaçlarını fark etme konusunda oldukça başarılı olabiliyordu.
Burada önemli olan kadınların “doğaları gereği daha empatik” olduğu gibi basit bir genelleme yapmak değil.
Asıl mesele, DEHB belirtilerinin farklı kişilerde farklı biçimlerde görünmesidir.
Bir kadın belirtilerini dışarıdan daha az fark edilir şekilde yaşayabilir. Bir erkek ise tam tersine oldukça sakin ve içe dönük olabilir. Dolayısıyla yalnızca cinsiyete bakarak DEHB'nin nasıl görüneceğini tahmin etmek doğru değildir.
Elif'in yaklaşımı ise Mert'inkinden farklıydı.
Mert hemen bir sistem kurmak istiyordu.
Elif önce insanların ne yaşadığını anlamaya çalışıyordu.
Mert “Sorunu nasıl çözeriz?” diye düşünüyordu.
Elif “Bu durum insanları nasıl etkiliyor?” diye soruyordu.
İkisi de aynı masadaydı.
Ve ikisinin yaklaşımı birbirini tamamlıyordu.
Belki de hikâyenin en önemli noktalarından biri buydu: İnsan davranışını yalnızca cinsiyet üzerinden açıklamak yerine, bireysel farklılıklara bakmak.
6. Bölüm: Tarih Boyunca “Dikkatsiz” Olan Çocuklar
Bir akşam Mert eski okul defterlerini çıkardı.
Öğretmen notlarından birinde şu ifade vardı:
DEHB Testi Nedir? Bir Test Sonucunun Peşinden Giden Üç Kişinin Hikâyesi
Geçenlerde bir forumda birinin şu cümlesine denk geldim:
“Ben tembel değilim, bunu biliyorum. Ama neden yapmak istediğim şeyleri yapmakta bu kadar zorlanıyorum?”
Bu cümle nedense uzun süre aklımda kaldı. Çünkü DEHB, yani Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu hakkında konuşurken çoğu zaman birkaç kelimeye sıkışıyoruz: dikkat dağınıklığı, unutkanlık, hiperaktivite, erteleme…
Oysa gerçek hayat, bir belirti listesinden çok daha karmaşık.
Bu yüzden size burada bir “DEHB testi sonucu” hikâyesi anlatmak istiyorum. Karakterler tamamen kurgusal; fakat yaşadıkları sorular, DEHB değerlendirmesinde kullanılan güncel klinik yaklaşımlardan ve güvenilir kaynaklarda anlatılan bilgilerden esinleniyor.
Hikâyenin sonunda belki siz de kendi hayatınızdan bir sahneyi hatırlarsınız.
1. Bölüm: “Benim Sorunum Dikkatim mi, Yoksa Başka Bir Şey mi?”
Mert 34 yaşındaydı.
Bir yazılım şirketinde proje yöneticisi olarak çalışıyordu. İşinde başarısız değildi. Hatta kriz çıktığında herkes ilk olarak ona dönüyordu.
Bir gün ekip arkadaşlarından biri, teslim tarihine iki gün kala önemli bir dosyanın hâlâ tamamlanmadığını söyledi.
Mert bilgisayarın başına geçti.
“Tamam,” dedi. “Önce işi parçalara bölelim.”
On dakika içinde görevleri listeledi.
Yarım saat sonra kimin ne yapacağını belirledi.
Bir saat içinde bütün proje yeniden planlanmıştı.
Sorun çözüldü.
Fakat aynı Mert, üç hafta önce kendi kredi kartı son ödeme tarihini kaçırmıştı. Geçen ay arkadaşının doğum gününü unutmuştu. Evde alışveriş listesini hazırlarken telefonuna bakmış, telefonda bir bildirim görmüş, bildirimin ardından başka bir uygulamaya geçmiş ve yirmi dakika sonra neden telefonu eline aldığını unutmuştu.
Bunları anlatırken güldü.
“Garip olan şu,” dedi. “Başkalarının krizlerini çözebiliyorum ama kendi hayatımın basit işlerini bazen başlatamıyorum.”
Yanında oturan Derya ona baktı.
Derya, Mert'in üniversiteden arkadaşıydı ve psikoloji alanında çalışıyordu. Mert'in anlattıklarını hemen “DEHB'sin” diye yorumlamadı.
“Bunu ne zamandır yaşıyorsun?” diye sordu.
Mert düşündü.
“Çocukluğumdan beri galiba.”
Sonra bir an sustu.
“İlkokulda öğretmenim anneme ‘Çok zeki ama dalgın’ demiş.”
Derya'nın yüzündeki ifade değişti.
“İşte bu kısmı önemli.”
2. Bölüm: İnternetteki Test ve Büyük Yanlış Anlama
O akşam Mert internette “DEHB testi” diye arama yaptı.
Karşısına çeşitli testler çıktı.
Sorular birbirine benziyordu:
“Görevleri tamamlamakta zorlanıyor musunuz?”
“Eşyalarınızı sık sık kaybediyor musunuz?”
“Uzun süre oturmanız gerektiğinde huzursuz oluyor musunuz?”
“Randevuları veya sorumlulukları unutuyor musunuz?”
Mert birçok soruya “sık sık” cevabını verdi.
Sonuç ekranında ise DEHB olasılığının yüksek olduğu yazıyordu.
Mert ekran görüntüsünü Derya'ya gönderdi.
“Demek ki bende DEHB varmış.”
Derya cevap verdi:
“Hayır. Bu, DEHB açısından değerlendirilmen gerektiğini düşündürebilir. Aynı şey değil.”
Bu ayrım çok önemli.
DEHB testleri olarak internette gördüğümüz araçların önemli bir bölümü aslında tarama ölçeğidir. Özellikle yetişkinlerde kullanılan ASRS gibi araçlar, belirli belirtilerin ne sıklıkta yaşandığını değerlendirmeye yardımcı olur. Dünya Sağlık Örgütü ile geliştirilen Adult ADHD Self-Report Scale (ASRS), yetişkinlerde DEHB belirtilerini taramak amacıyla kullanılan bilinen araçlardan biridir. Ancak taramada olumlu sonuç alınması tek başına DEHB tanısı anlamına gelmez.
Mert'in kafası karıştı.
“Peki test ne işe yarıyor?”
“Bir kapı açıyor,” dedi Derya. “Ama kapının arkasında ne olduğunu doktor değerlendiriyor.”
3. Bölüm: DEHB Testinde Asıl Bakılan Şey Ne?
Ertesi hafta Mert bir psikiyatri uzmanından randevu aldı.
Görüşmede beklediği gibi yalnızca “kaç tane belirti var?” sorusu sorulmadı.
Çocukluğu konuşuldu.
Okul yılları konuşuldu.
İş hayatı konuşuldu.
Ev hayatı konuşuldu.
İlişkileri konuşuldu.
Bir şey daha özellikle soruldu:
“Bu durum günlük hayatınızı ne ölçüde etkiliyor?”
Çünkü DEHB değerlendirmesinde yalnızca belirtilerin varlığı değil, bunların kişinin yaşamındaki işlevselliği nasıl etkilediği de önemlidir. Ayrıca belirtilerin çocukluk dönemine uzanan bir geçmişinin bulunması ve başka durumlarla daha iyi açıklanıp açıklanmadığının değerlendirilmesi gerekir. NICE'ın DEHB kılavuzu da yetişkin değerlendirmesinde çocukluk dönemindeki belirtilerin, devamlılığın ve işlevsel etkilerin dikkate alınmasını vurgular.
Mert burada şaşırdı.
Çünkü internetteki test birkaç dakikada bitmişti.
Klinik değerlendirme ise geçmişine dönmesini gerektiriyordu.
“Ben bunu hep kişiliğim sanmıştım,” dedi.
Doktor cevap vermeden önce kısa bir not aldı.
“Bazen insanlar yıllarca yaşadıkları güçlükleri kişilik özelliği olarak yorumlayabiliyor.”
Mert başını salladı.
“Unutkanım.”
“Dağınığım.”
“Erteleyen biriyim.”
“Disiplinsizim.”
Bu kelimelerin her biri yıllar içinde insanın kendisi hakkında oluşturduğu bir hikâyeye dönüşebiliyordu.
4. Bölüm: Derya'nın Fark Ettiği Başka Bir Şey
Mert'in değerlendirme süreci devam ederken Derya da ona başka bir soru sordu:
“Sen hep aynı şekilde mi davranıyorsun?”
“Ne demek istiyorsun?”
“Mesela gerçekten ilgini çeken bir şey olduğunda?”
Mert güldü.
“Bazen sekiz saat kalkmadan çalışıyorum.”
“Peki sıkıcı ama önemli bir işi yapman gerektiğinde?”
“İki saat boyunca başlamaya çalışıyorum.”
Bu noktada Derya önemli bir ayrıntıyı fark etti.
Mesele basitçe “dikkat edememek” olmayabilirdi.
Dikkatin yönlendirilmesi, sürdürülmesi ve görevler arasında geçiş yapılmasıyla ilgili güçlükler farklı biçimlerde ortaya çıkabiliyordu.
Üstelik hiperaktivite de herkes için aynı görünmüyordu.
Bazı insanlarda belirgin hareketlilik olabilirken bazı yetişkinlerde daha çok içsel huzursuzluk, sabırsızlık veya sürekli bir şey yapma ihtiyacı şeklinde yaşanabiliyordu.
Bu nedenle “Ben yerimde oturabiliyorum, o zaman DEHB olamam” şeklindeki düşünce de her zaman doğru bir çıkarım değildir.
5. Bölüm: Peki Kadınlarda Neden Farklı Görünebilir?
Mert'in hikâyesini dinleyen bir başka kişi de Elif'ti.
Elif, Mert'in kız kardeşiydi.
Bir akşam üçü aynı masada oturuyordu.
Elif konuşulan konuya farklı bir açıdan yaklaştı.
“Ben de çocukken sürekli dalgındım.”
Mert şaşırdı.
“Sen mi?”
“Elbette.”
Elif gülümsedi.
“Ama senin kadar görünür değildi.”
Mert sustu.
Elif'in okul hayatında öğretmenler onun için genellikle “sorumluluk sahibi”, “uyumlu” ve “sessiz” demişti. Buna rağmen ödevleri son dakikada tamamlıyor, eşyalarını sık sık kaybediyor ve uzun talimatları takip etmekte zorlanıyordu.
Ancak akademik başarısı tamamen çökmemişti.
Çünkü son gece yoğunlaşabiliyor, ailesinin beklentilerini karşılayabilmek için çok fazla enerji harcıyor ve çevresindeki insanların ihtiyaçlarını fark etme konusunda oldukça başarılı olabiliyordu.
Burada önemli olan kadınların “doğaları gereği daha empatik” olduğu gibi basit bir genelleme yapmak değil.
Asıl mesele, DEHB belirtilerinin farklı kişilerde farklı biçimlerde görünmesidir.
Bir kadın belirtilerini dışarıdan daha az fark edilir şekilde yaşayabilir. Bir erkek ise tam tersine oldukça sakin ve içe dönük olabilir. Dolayısıyla yalnızca cinsiyete bakarak DEHB'nin nasıl görüneceğini tahmin etmek doğru değildir.
Elif'in yaklaşımı ise Mert'inkinden farklıydı.
Mert hemen bir sistem kurmak istiyordu.
Elif önce insanların ne yaşadığını anlamaya çalışıyordu.
Mert “Sorunu nasıl çözeriz?” diye düşünüyordu.
Elif “Bu durum insanları nasıl etkiliyor?” diye soruyordu.
İkisi de aynı masadaydı.
Ve ikisinin yaklaşımı birbirini tamamlıyordu.
Belki de hikâyenin en önemli noktalarından biri buydu: İnsan davranışını yalnızca cinsiyet üzerinden açıklamak yerine, bireysel farklılıklara bakmak.
6. Bölüm: Tarih Boyunca “Dikkatsiz” Olan Çocuklar
Bir akşam Mert eski okul defterlerini çıkardı.
Öğretmen notlarından birinde şu ifade vardı: