Edebiyatta öğüt ne demek ?

Uyanis

Yeni Üye
Edebiyatın Gizli Süper Kahramanı: Öğüt

Giriş: "Bana Öğüt Ver, Hayatımı Değiştireyim!"

Herkese merhaba! Şimdi de hepimizin hayatında bir şekilde karşılaştığı ama ne olduğunu bazen tam olarak kavrayamadığımız, aslında edebiyatın gizli süper kahramanı olan bir kavramla ilgileniyoruz: Öğüt! Evet, doğru duydunuz. Edebiyat, bazen bu eğlenceli dünyada bize "ne yapmamız gerektiğini" hatırlatan, bazen de yalnızca "ne yapmamanız gerektiğini" fısıldayan gizli bir öğretmendir. Ama gerçekten ne demek bu öğüt? Neden her okuduğumuz kitapta, şiirden romana, hikayeye kadar karşımıza çıkar? Öğüt, aslında kitaplar için ne kadar önemli bir karakterse, bizler için de bir o kadar stratejik olabilir.

Şimdi hep birlikte, edebiyatın "bize ne yapmamız gerektiğini" anlatan ve bazen de fazlasıyla kasvetli, bazen de "eyvah, hayatımda ne yanlış yaptım?" dedirten öğütlere bir göz atalım. Hem de hiç sıkılmadan, bolca mizah ve eğlenceli bir bakış açısıyla!

Öğüt Ne Demek? Klasik Cevaplardan Kaçınalım!

Hadi gelin, "öğüt" kelimesini en klişe tanımlardan kurtaralım. Öğüt, aslında sadece birinin sana ne yapman gerektiğini söylemesi değil. Edebiyat dünyasında öğüt, tıpkı bir süper kahraman gibi çıkar karşımıza. Ama bu kahramanın pelerin yerine kitabı, kalkan yerine düşünceleri vardır. Öğüt, bir nevi karakterlerin gelişimini hızlandıran, yol haritası çizen bir araçtır. Bir bakıma, "Hayatta ne yapmaman gerektiğini" sana söyledikten sonra "Bunu sakın yapma, hem çok kötü sonuçlar doğurur, hem de seni mutsuz eder" dedikten sonra, aynı karakter senin önüne yeni bir seçenek koyar: "Ama şunu yapabilirsin, bak, her şey daha güzel olur."

Edebiyatın bu tavsiyeleri bir şekilde bizim dünyamızda da işler. Hepimiz yaşarken bir şekilde bu "öğüt"leri alırız; bazen dostlarımızdan, bazen de derin düşüncelerle karşımıza çıkan kitaplardan.

Erkeklerin Öğüdü: Çözüm Odaklı Bir Yaklaşım

Erkekler genelde çözüm odaklı, pratik ve stratejik düşünürler, değil mi? Tabii ki! Edebiyat dünyasında da erkek karakterlerin öğütleri bazen direkt olarak bir çözüm önerir. Mesela, Sherlock Holmes'un o muazzam analizleri... "İpucu burada," der, ve en kısa sürede çözümü bulur. Erkeklerin bakış açısıyla "Öğüt" dediğimizde, genelde direkt olarak çözüm gelir aklımıza. "Ya da şöyle yapabilirsin!" yaklaşımı, edebiyatın erkek kahramanlarının en çok kullandığı "öğütleme" şeklidir.

Örnek olarak, Hamlet'i ele alalım. Bir de Shakespeare’in erkeği Hamlet’e bakalım. Hamlet, bir nevi, "Vazgeç, intihar etme!" öğüdünü alır. Fakat bu öğüt bir çözüm sunar: Ne yapacağını bilmeye başladıkça olaylar çözülür. O yüzden erkekler için edebiyatın öğütleri, genellikle harekete geçmeyi, bir adım atmayı, ve olayı çözmeyi vurgular.

Tabii ki, bu öğrenme süreci bazen karmaşık olur. Mesela, işin içine aşk girdiğinde işler karışabilir. Zaten aşk konusunda herkesin bir öğüdü vardır. Ama bazen erkekler, öğüdü verdikten sonra hayatı daha fazla stratejik çözmeye çalışarak devam ederler. Biraz “çözüm odaklılık”, değil mi?

Kadınların Öğüdü: Empati ve İlişkiler Üzerinden Giden Bir Yaklaşım

Kadınların öğütleri, genellikle empatik ve ilişki odaklıdır. Kadın kahramanlar, senin hayatını "anlamaya" çalışırken, aynı zamanda seni içsel yolculuğuna çıkaran öğütler verirler. Bu tür öğütler, senin duygusal tarafını besler, bir bağ kurar ve sadece "şunu yap" demekle kalmaz, "Bunu yap, çünkü sen bunu hak ediyorsun ve duygusal olarak da buna hazır olman gerekir," şeklinde bir derinlik katılır.

Jane Austen’in eserlerinden alalım örneğimizi: Elizabeth Bennet veya Emma Woodhouse... Her ikisi de, yaşam yolculuklarında doğru kararlar almaya çalışırken, aynı zamanda ilişkilerinin gücünü ve duygusal değerlerini ön plana koyarlar. Elizabeth, içsel olarak eşitlik ve aşkı denerken, Emma ise başkalarının duygusal ilişkilerine müdahale etme arayışındadır. Kadın karakterlerin öğütleri, duygusal bağ kurmaya, başkalarının bakış açılarını anlamaya ve insanları birbirine yaklaştırmaya yöneliktir.

Burada ise mesele sadece "ne yapmalısın" değil, "neden"e odaklanır. Kadınların öğütleri genellikle duygusal yönü daha güçlü bir şekilde ele alır. Kadınların bakış açısında öğütler, bireylerin kimliklerini tanımalarına yardımcı olur ve bazen "hayatı sadece başkalarına göre yaşamamalısın" diye hatırlatmalarla gelir.

Toplumsal Öğütler: Kültürel Normlar ve Edebiyatın Gölgesinde

Edebiyat, zaman zaman toplumsal normlara, kültürel değerlere ve toplumsal yapıları eleştiren öğütler sunar. Kadınlar ve erkekler arasındaki rolleri, sınıfsal farkları, ırkçılığı veya eşitsizliği anlatan edebi eserler, bazen bize öğüt verirken, bazen de aslında bu normları sorgulatır.

Mesela, Charles Dickens’ın Oliver Twist romanı üzerinden düşünelim. Toplumsal eşitsizliği ve sınıf farklılıklarını ele alırken, romanın her bir karakteri başka bir öğüt sunar. "Şunu yapma, ama bunu yap!" şeklinde değil de, "Bu sistemi sorgula, çünkü senin hayatını etkileyen bu düzen adil değil!" şeklinde bir bakış açısı sunar. Yani, edebiyatın sunduğu öğüt bazen çözüm değil, sorgulama ve değişim için bir çağrı olabilir.

Tartışmaya Açık Sorular: Öğütler Her Zaman Geçerli Midir?

Bütün bu öğütlerden çıkardığımız ders nedir? Edebiyat, sadece bize ne yapmamız gerektiğini söyleyen bir "baba" gibi değil; bazen de şunu sorgulatan bir "anahtar" gibidir: Öğütler, her zaman geçerli midir? Yoksa toplumdan topluma, insandan insana değişir mi?

Mesela, bir karakterin "Bunu yapma!" demesi, gerçekten de o karakterin doğruyu söylediğini mi gösterir? Yoksa bir toplumsal normun baskısı mı vardır?

Hadi bakalım, bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? Öğütler, gerçekten bireysel özgürlüğümüze katkıda bulunur mu, yoksa sadece toplumsal normların bir aracı mıdır?

Kaynaklar:

1. Austen, J. (1815). Emma.

2. Dickens, C. (1837). Oliver Twist.
 
Üst