Paris barış Konferansına Türkiye katıldı mı ?

Uyanis

Yeni Üye
Paris Barış Konferansı’na Türkiye Katıldı mı? Tarihin En Çok Karıştırılan Noktalarından Biri

Bu konu hakkında forumlarda çok sık karşılaştığım bir soru var: “Paris Barış Konferansı’na Türkiye katıldı mı?” İlk bakışta cevap basit gibi duruyor ama aslında burada küçük görünen bir kavram farkı, bütün meseleyi değiştiriyor. Çünkü 1919’daki Paris Barış Konferansı sırasında bugünkü anlamıyla “Türkiye Cumhuriyeti” henüz kurulmamıştı. Buna karşılık Osmanlı Devleti adına Paris’e gönderilen bir heyet gerçekten vardı ve bu heyet konferansta Osmanlı Devleti’nin görüşlerini sundu.

Dolayısıyla en kısa cevap şu: Türkiye Cumhuriyeti olarak hayır; Osmanlı Devleti adına Osmanlı/Türk delegasyonu olarak evet.

Fakat asıl ilginç olan, bu heyetin konferansa hangi şartlarda gittiği, ne kadar etkili olabildiği ve Anadolu’da gelişen Millî Mücadele ile Paris’teki diplomatik süreç arasındaki ilişkinin nasıl şekillendiğidir. Bence konuyu sadece “katıldı-katılmadı” şeklinde ele almak, dönemin en önemli siyasi kırılmalarından birini gözden kaçırmak olur.

Öncelikle Paris Barış Konferansı Neden Toplandı?

Paris Barış Konferansı, I. Dünya Savaşı’nın ardından galip devletlerin savaşın siyasi sonuçlarını düzenlemek amacıyla 1919’da toplandı. Konferansın başlangıcı 18 Ocak 1919 olarak kabul edilir. Başta ABD, İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya olmak üzere galip devletler yeni uluslararası düzenin nasıl kurulacağını tartışıyordu. Tarih Ofisi

Burada önemli bir ayrıntı var: Konferansın temel karar mekanizması esas olarak savaşı kazanan devletlerin elindeydi. Almanya, Avusturya, Bulgaristan ve Osmanlı Devleti gibi mağlup devletler, sürecin başında karar verici aktörler değildi.

Bu durum Osmanlı açısından ciddi bir diplomatik dezavantaj oluşturdu.

Çünkü Osmanlı Devleti savaştan yenik çıkmıştı. Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında İtilaf Devletleri Osmanlı topraklarının geleceği üzerinde giderek daha fazla söz sahibi olmuştu. Dolayısıyla Paris'teki mesele, Osmanlı'nın savaş sonrası düzeni belirleyen devletlerden biri olması değil, kendisi hakkında hazırlanacak barış düzenlemesine ne ölçüde müdahale edebileceğiydi.

Bu ayrım bugün bize basit gelebilir ama dönemin insanları açısından çok önemliydi.

Paris’e Giden Heyet Osmanlı Heyetiydi

1919 yılında henüz Türkiye Cumhuriyeti kurulmadığı için Paris'e gönderilen heyetin adı ve hukuki niteliği “Türkiye Cumhuriyeti heyeti” değildi.

Heyet, Osmanlı hükümetini temsil ediyordu.

Dönemin Osmanlı hükümetinin başında Damat Ferid Paşa bulunuyordu. Osmanlı heyeti Paris'e giderek Osmanlı Devleti'nin geleceği hakkında görüşlerini İtilaf Devletlerine sunmaya çalıştı.

Amerikan Dışişleri Bakanlığı'nın yayımladığı dönemin diplomatik belgeleri bu konuda oldukça açık. 17 Haziran 1919'da Osmanlı delegeleri Damat Ferid Paşa, Rıza Tevfik Bey ve Tewfik Bey, Paris'te Müttefiklerin Yüksek Konseyi önünde dinlendi. Fransız Başbakanı Georges Clemenceau, Osmanlı delegelerine görüşlerini açıklama fırsatı verdi. Tarih Ofisi

Yani “Osmanlı heyeti Paris'e gitmedi” demek tarihsel olarak doğru değildir.

Ancak burada ikinci ve daha önemli soru ortaya çıkıyor:

Osmanlı heyeti Paris Barış Konferansı'nın karar verici bir üyesi miydi?

Hayır.

İşte çoğu karışıklık tam burada başlıyor.

Heyet Vardı Ama Karar Masasında Eşit Bir Taraf Değildi

Osmanlı heyetinin Paris'e gitmesi, Osmanlı Devleti'nin konferansta İngiltere veya Fransa ile eşit statüde olduğu anlamına gelmiyordu.

Dönemin belgelerinde Osmanlı temsilcilerinin konferansa görüşlerini sunmak üzere kabul edildiği açıkça görülüyor. 13 Haziran 1919 tarihli Müttefik Yüksek Konseyi toplantısında Türk delegasyonunun 17 Haziran'da resmî şekilde dinlenmesi kararlaştırılmıştı. Tarih Ofisi

17 Haziran'daki görüşmede Damat Ferid Paşa'nın başında bulunduğu Osmanlı delegasyonu, Osmanlı Devleti'nin geleceğine ilişkin görüşlerini açıklama fırsatı buldu. Daha sonra 23 Haziran 1919 tarihli bir memorandum da Clemenceau'ya sunuldu. Tarih Ofisi

Bu memorandum özellikle dikkat çekici.

Osmanlı heyeti Trakya, Anadolu'daki Türk bölgeleri ve Arap toprakları hakkında görüşlerini ortaya koyuyor; Osmanlı topraklarının parçalanmasına ve farklı mandalara ayrılmasına karşı çıkıyordu. Belgede “unity and independence” yani birlik ve bağımsızlık düşüncesinin halkın temel beklentisi olduğu vurgulanıyordu. Tarih Ofisi

Burada tarih açısından ironik bir durum ortaya çıkıyor.

İstanbul'daki Osmanlı hükümeti diplomatik yollarla imparatorluğun mümkün olduğunca büyük bir bölümünü korumaya çalışırken Anadolu'da farklı bir siyasi hareket yükseliyordu.

Anadolu’daki Millî Mücadele ile Paris Arasındaki Fark

Paris'teki Osmanlı diplomasisini anlamak için aynı anda Anadolu'ya bakmak gerekiyor.

1919 yazında Erzurum ve ardından Sivas kongreleriyle Anadolu'daki millî hareket örgütlenmeye başladı. Amerikan diplomatik belgelerinde de 1919 yazında Erzurum ve Sivas kongrelerinin Anadolu ve Rumeli'deki siyasi birlik fikrini güçlendirmeye yönelik gelişmeler olduğu görülüyor. Tarih Ofisi

Dolayısıyla aynı dönemde iki farklı siyasi yaklaşım vardı:

Bir tarafta İstanbul hükümeti ve Osmanlı diplomatik mekanizması vardı.

Diğer tarafta Mustafa Kemal Paşa önderliğinde giderek örgütlenen Anadolu hareketi bulunuyordu.

Bu ikisini tamamen aynı şeymiş gibi değerlendirmek yanlış olur.

Bence Paris Barış Konferansı'nın Türkiye açısından asıl tarihsel önemi tam da burada ortaya çıkıyor. Paris'te Osmanlı Devleti'nin geleceği konuşulurken Anadolu'da yeni bir siyasi meşruiyet anlayışı şekilleniyordu.

Bu nedenle “Türkiye Paris Barış Konferansı'na katıldı mı?” sorusunu yalnızca diplomatik protokol açısından değil, “Türkiye Cumhuriyeti'ne giden siyasi süreçte Paris Konferansı nasıl bir rol oynadı?” şeklinde sormak çok daha anlamlı.

Damat Ferid Paşa’nın Heyeti Neden Beklenen Sonucu Alamadı?

Bunun birkaç nedeni vardı.

İlk olarak Osmanlı Devleti savaşın mağlubuydu. İtilaf Devletleri askeri ve siyasi üstünlüğü elinde bulunduruyordu.

İkinci olarak Osmanlı toprakları hakkında İtilaf Devletlerinin kendi aralarında daha önce yaptıkları anlaşmalar ve savaş sırasında oluşturdukları stratejik planlar bulunuyordu. 20 Mart 1919 tarihli Müttefik görüşmelerinde Sykes-Picot düzenlemeleri, Suriye, Mezopotamya ve Anadolu'nun geleceği gibi konular açık biçimde tartışılıyordu. Tarih Ofisi

Üçüncü olarak “self-determination”, yani halkların kendi kaderini tayin etmesi ilkesi konusunda büyük bir çelişki bulunuyordu.

Wilson ilkeleri dünya kamuoyunda umut yaratmıştı. Fakat bu ilkelerin Osmanlı coğrafyasına nasıl uygulanacağı konusu son derece tartışmalıydı.

Kim “halk” sayılacaktı?

Sınırlar nasıl çizilecekti?

Bir bölgede çoğunluk hangi dönemin nüfusuna göre belirlenecekti?

Ekonomik bütünlük nasıl korunacaktı?

Azınlıkların hakları nasıl güvence altına alınacaktı?

Bunlar yalnızca diplomatik sorular değildi. Aynı zamanda insanların evleri, mülkleri, güvenliği ve geleceğiyle ilgili sorulardı.

Bu açıdan kadınların, erkeklerin, farklı etnik ve dini toplulukların deneyimlerinin aynı olmadığını özellikle belirtmek gerekir. “Türkler böyle düşünüyordu”, “Osmanlı halkı bunu istiyordu” gibi genellemeler tarihsel gerçekliği fazla basitleştirir. Bir köylünün toprak güvenliği, bir tüccarın ticaret yolları, bir annenin ailesinin güvenliği, bir askerin devletin devamlılığı ve bir diplomatın sınır hesapları aynı meseleye farklı pencerelerden bakabiliyordu.

Bu çeşitliliği hesaba katmadan dönemi anlamak mümkün değil.

Paris Konferansı’nda Osmanlı’nın Geleceği Hakkında Neler Tartışıldı?

Osmanlı meselesi konferansın en karmaşık başlıklarından biriydi.

Suriye, Mezopotamya, Filistin, Arabistan, Ermenistan ve Anadolu'nun farklı bölgelerinin geleceği tartışılıyordu.

ABD tarafından hazırlanan raporlarda da Osmanlı coğrafyasının Arap bölgelerinin Osmanlı'dan ayrılması ve bazı bölgelerde manda sisteminin uygulanması düşüncesi ayrıntılı biçimde ele alınmıştı. Tarih Ofisi

Burada ekonomik boyut da son derece önemli.

Bugün haritaya baktığımızda sınırları sadece siyasi çizgiler olarak görüyoruz. Oysa 1919'da demiryolları, limanlar, petrol bölgeleri, ticaret yolları, boğazlar ve stratejik geçiş noktaları büyük güçlerin hesaplarında önemli yer tutuyordu.
 
Üst